Son İletiler

Sayfa: [1]
1
Genel Sohbet / HaYaT
« Son İleti Gönderen: SiiRSeL 21 Aralık 2017, 22:10:02 »
Dersimiz hayat...

Yine bomboş bir sayfa var önümde... Bembeyaz... Hiç hüzünlenmemiş, dertlenmemiş, yorulmamış, yıpranmamış... Benzetemiyorum kendime... Kendime benzetmeliyim onu... Çünkü benden bir parça taşıyan, beni anlatan bir şeylere tutunmam, onlara sıkı sıkı sarılmam gerek... Anlamlandırılmadıkça, içi benle doldurulmadıkça, kifayetsiz önümdeki boş sayfalar...Tıpkı hayat gibi, benim gibi ya da senin gibi...
Kafamda sorular, sorunlar hiç durmadan dönüp duruyor eski bir pervane gibi.... Hiç durmadan yavaş yavaş acı çektire çektire dönüyor... Her dönüşünde tekrar tekrar çarpıyorlar sanki kafama, her seferinde daha sert  daha keskin ....  Günlerdir, haftalardır kalbimin ucunda duruyorlar... Biriktiriyorum kelimeleri, onlara ayıracak vakit bulamıyorum belki de o vakti onlara tanıyamıyorum... Bilmiyorum... O kadar doluyum ki... Belki de onları kaybedip boş kalmaktan korkuyorum... Kalbimden çıkarmaya, söküp atmaya korkuyorum o kelimeleri... Aslında neyin doğru neyin yanlış olduğunu karar veremiyorum artık... Boşluktan şikayet ederken doluluktan rahatsızlık duyuyorum. Ne istediğimi bilmez hale geliyorum... Ne doluluk ne boşluk galiba ben biraz olsun huzur üstüyorum... Biraz sessizlik... Biraz kalpte temizlik belki de...
                           
Yine şarkılar dokunuyor... Yine yeni bir şeyler öğreniyorum. Bana yeni gelen öğretilerin aslında hep gözümün önünde olduğunu keşfediyorum... Üzülüyorum...Kendi sözlerimi ararken onların çoktan söylenmiş olduğunu fark ediyorum. Klibi açıyorum yine... Ağzını bile açmadan masmavi gözleriyle adamı kendine getiriyor usta... Daha önce kulak ardı ettiğim sözlerini yüzüme çarpıyor, iyi de yapıyor... "Ben ne çok hata yapmışım meğer, gözüm kapalı bakmışım meğer, dostum sanıp aldanmışım meğer".. Aynen öyle yapmışım meğer...Herkesi kendim gibi sanmışım meğer, belki de sırf kendime zarar gelmesin diye boş yere onları korur olmuşum meğer.. Kendimi çok kandırılmış hissediyorum. Sadece onlar değil... Onlardan önce ben kendimi kandırmışım meğer... Onları olmalarını istediğim gibi düşünmüşüm meğer... Onlar yokken var saymışım meğer... Aslında ben...Onlardan çoktan vazgeçmişim meğer...Olsun varsın.. Pişman değilim... "Biraz" üzüldüm... Hepsi bu...

https://www.youtube.com/watch?v=tm8bfSSnF2A
                       
Yaşadıklarımla şarkıları birleştiriyorum, paylaşıyorum kendimi, yükümü azaltıyorum en azından... Sırf kendime destek için Candan Erçetin konserine gittim geçenlerde... Konser bir ihtiyaçtır... En çok da benim ihtiyacım... Çok önemli Candan çok...Her an bir hayat dersi çıkabilir gizli saklı sözlerinden... Onun için dikkatle dinledim, ağzından çıkan her kelimeye değer verdim. Üzerlerine düşündüm, tek tek kafa yordum, en önemlisi önemsedim...Böyle başladı sözlerine..."Biz ne zaman buluşuruz diye düşündüm insan olarak. Bir mutlu günlerde bir araya geliriz; düğünde, bayramda, doğumda... Bir de acılı günlerimizde bir araya geliriz; hastalıklarda, ölümlerde...Mutlu günlerde çalarız, oynarız, söyleriz.Acılı günlerde de ağıtlar yakarız, dertlerimizi paylaşırız ve birbirimize yalnız olmadığımızı hatırlatırız.Biz bunun için burada hepberaberiz bugün..." diye devam etti sözlerine, şarkılarına, yaşanmışlıklarına...Çünkü birlik demek güç demektir ve insan paylaşarak arttırır gücünü... Demem o ki insanoğlu güce muhtaç yaşar ve ne olursa olsun yanında olacak insanlara ihtiyaç duyar. Belki de onun için bazen gereğinden fazla değer verir, hayatının kucağına yer açar yanlış kişilere... Belki de bunun için hayali çok kırılır insanın, çok gözyaşlarını harcar arkalarından... Sonra dönüp bir bakar çevresine... Der ki kimsenin yeri boş kalmaz, bu hayatta kimse ama kimse değildir vazgeçilmez... Bilir ki hayatından her giden yer açmıştır hayatına yeni gelene....Biri gider diğeri gelir... Hayat işte bize böyle böyle dersini verir...
2
Genel Sohbet / Hikayeler
« Son İleti Gönderen: SiiRSeL 21 Aralık 2017, 22:04:58 »
Olduğu 'kadar', olmadığı 'kader'...
Yine erteliyorum.. Yazmayı, konuşmayı, anlatmayı... Aslında ben kendimi erteliyorum...

Olmasa da olurdu diyebileceğim sıkıntılı, yalan rüzgarı değil  adeta yalan fırtınası gibi geçen bir yazın ardından kendimi inzivaya çektim...
Varlığından memnun olduğum üç beş kişiyle tekrar nefes almaya başladım, iyi geldi bana sonbahar, iyi geldi hafif bir rüzgar, iyi geldi... Sakin sakin... usul usul.. yalansız dolansız belki biraz kısıtlı ama en azından huzurlu... İstediğim de buydu zaten, yalanlarla kirletilmeyecek kalbim kadar adım kadar saf ve temiz, gerilimden, yasaklardan uzak sakin sadece bana ait bir hayat. İyi oldu iyi...Kendime vakit ayırmanın zamanı geldi de geçiyordu zaten... Aralanan, belki karalanan yüreğime yama yapıyorum şimdi..Aşınan duygularımla tek tek ilgileniyor pansumanlarını tamamlıyorum. İyileşiyorum, kendime geliyorum. Hatta ben artık iyiyim, daha iyiyim... Daha iyi..

Ben değiştim, hayatım, arkadaşlarım hatta sevdiklerim de değişti ama... Aması var işte... Ama dan önce gelen sözlerin bir anlamı yoktur derler. Doğru mudur bilmiyorum ama garip bir etkisi var sanki bu bağlacın. Bağlaması gerekirken  bölüyor kesiyor sanki.. Geride kalan cümlelerin anlamını siliyor gibi hiç varolmamış söylenmemişler gibi...


 Eksik... bir şeyler eksik... Ben eksiğim sanki.. Kendimi tamamlama çabalarım devam ederken bir yerden de görülmek,oyalanmak belki de onaylanmak istiyorum. Belki de sadece sevilmek istiyorum. Sadece ben olduğum için sevilmek...Yani iyi güzel de her şey, ya sonra? Şimdi ne olacak.. Bekliyorum şimdilik beklediğime değecek bir şeylerin olmasını.. Ama çok da zorlamıyorum artık.. Ne yapayım yani? Artık Şems'in dediği gibi ; "Olduğu 'kadar', olmadığı 'kader'."...
3
Genel Sohbet / Ynt: ŞiiR
« Son İleti Gönderen: SiiRSeL 21 Aralık 2017, 22:03:32 »
İyi ki...
Bildiğim tek bir şey varsa değiştiğim, değişebildiğim. İyi ki değişebildiğim... İyi ki dönüyormuş dünya.. İyi ki biz de uyuyormuşuz ona.

Zaman sen farkında olmasan da içten içe iyilik eder sana...

Belki de kimsenin senin için değişmesine gerek duymadığında değişir hayat

Huzursuz ilişkiler kuşağıyız biz... Bir sevgiyi taşımayı bilmiyoruz... Ağır geliyor. Alışkanlıklarımız kızgınlığı taşımaktan yana... Daha iyi bildiğimiz bir eylem, kaslarımız buna daha dayanıklı... Bir sevgiliyi sevmenin sorumluluk-sabır bilinci kaybolmuş çoğumuzda...

Eski bir hikâyeyi anlattığımda “senden nasıl nefret edebilir ki bir insan” diye sormuştu bir arkadaşım şaşkınlıkla...

“Benden nefret etmek beni özlemekten daha kolay” demiştim... Kolayına kaçarız hepimiz...,Değişen bir şey yok... Birileri gelecek, bir süre için hayatı değiştirecek... Sonra her şey aynı... Yollar aynı, kuşlar aynı, aylar aynı...

Sen yaranı göstermiş olacaksın ona. Diyeceksin ki “bak buradan vurdular beni...” Orayı öpecek can-ı gönülden. O öptükçe sen “iyileştim” sanacaksın, “bu sondur” diyeceksin...

Sonra gün gelecek ... Öptüğü yerden vuracak seni...

Biri gelecek, hiçbir şey değişmeyecek...(...)
“Kelimelere dikkat etmek gerekir, kaderimiz olur...” cümlesi Allahım ne doğru...

Unutabilmek için suçluluk duygusu ya da kızgınlık taşımaya gerek yokmuş... Duyguların adaleti yerini bulsun istiyor ya insanın kırık kalbi... Bana bunu yapanın yanına mı kalacak bütün bunlar diye sorarken ne çok yoruluyor aslında...

Ne saçma değil mi? Bir şey kaybediyorsun...

Ama bu aşka, ama bu evliliğe ama bu arkadaşlığa ama bu aile birliğine inancın oluyor...

Bu inancı senden alıp götürene bir bakıyorsun ki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor hayatına... Gülüyor, para harcıyor, bir başkasını seviyor, kavga ediyor... İçinde beslediğin kızgınlığın ve kırgınlığın bile ne kadar değerli olduğunu fark ediyorsun o anda...

Ne anladım biliyor musunuz...

Bir kızgınlığı yürekten salmak çok şey

değiştirir aslında...

Yara hızla iyileştiğinden kimsenin üzerine bir kabuk daha bırakabileceği hiçbir iz kalmaz insan hayatında.

                                                                                                                                              - İclal Aydın..
4
Genel Sohbet / Ynt: ŞiiR
« Son İleti Gönderen: SiiRSeL 21 Aralık 2017, 22:02:33 »
Hiçbir şey eskisi gibi olamaz...


Anladım ki her yenen kazık biraz daha büyütürmüş insanı, biraz daha anlamsızlaştırırmış dünyayı...       
Hayat treninin her peronunda bir yolcu daha yeni gelip bavullarını yavaş yavaş boşaltmaya başlarken başka bir yolcu eşyalarını çoktan toplamış bavulunu alıp çekip gitmiştir bile kader yolumuzdan...
Çeşit çeşit yolcusu vardır bu yolun... Bazısı güzelleştirir durağımızı sanki biraz daha beklemeli dedirtir, bazısı da gitme vaktimizi acı sirenlerle hatırlatır bize öyle ki kaçmamız gerekir koşa koşa...

                         
   
Böyle karşısına geçip; uzaktan dura dura, durak durak bakınca yolumuza, geçtiğimiz -üstesinden gelebildiğimiz- tüm duraklar her ne kadar zorlu, ne kadar engebeli, ne kadar acılı da olsa onlar bizim biraz daha farklı belki de biraz daha başarılı bir insan olmamızı sağlıyor.
Neden başarılı derseniz, her bir durağı son durak sanıyoruz.... Onlara yerleşke muamelesi yapıyor, düzenimizi kuruyor ve alışkanlık haline getiriyoruz.... Tren aniden tekerleklerini yavaş yavaş rayından çıkarıp dönmeye başlayınca sağlam sandarak bastığımız o yer deprem olmuşçasına sarsılmaya başlıyor, düzenimiz tepe taklak oluyor ve yaşanmaz hale geliyor... Bu sefer taşınmak, yükümüze yaşanmışlıkları da katarak yeni durağımıza doğru yavaş yavaş adım atmak zorunda kalıyoruz...
Her taşınış bir sil baştanı getirir yanında... Kendimizi, tanıdığımızı zannettiklerimizi ve belki de tüm hayatımızı sorgularız hiç bilmediğimiz bir yerin yolcusuyken. Yeni yaşama alanımızı keşfedince de başka başka çevrelere düzenlere göre yaşamaya, onlara ayak uydurmaya çalışır önce kendimizi sonra da başkalarını tanımaya en baştan yeni baştan sil baştan başlarız...

                           

Bu duraklar ayda bir beş yılda bir yirmi otuz yılda bir değişir... Belki de hiç değişmez.... Yediğiniz kazıkların şiddetine göre değişir o süre... Belki de ilk durağınız son durağınızdır orasını yolcu gösterir...
Bildiğim tek şey benim ilk durağımın son durağım olmadığı... Alışkanlık, çok güvenmek, iyi niyetli olmak fedakarlık yapmak gibi kavramlar insanı daha iyi başkalarını daha mutlu kılacağına sadece seni daha enayi durumuna düşürüyor. Sanki dünya koskoca bir oyun sahnesiymiş de sahnesini kaçırmış repliğini unutmuş tek oyuncu belki de hiçbir rolü olmayan bir figüran olduğunu farkediyorsun. Acı... Karşılıksız artniyetsiz sevginin güvenin yerini çıkarlar alıyor sanki. Saflık giderek yok oluyormuş gibi geliyor. Ama bir umut başka bir durağa varmayı bekliyorum. O durağın benim durağım olmasını dileyerek.

                               

Hayat, duraklar, duygular, düşünceler bukadar değişirken nasıl oluyor da ilişkiler yürütülüyor? Aklımda bu soru takılı uzun süredir. Yani biz eski biz değilken nasıl olur da senelerce aynı şekilde sevip güvenebiliriz? Ben kendimi anlamaz bazen kendimi sevmezken nasıl kesintisiz anlayış sevgi tartışmasız bir yaşam düşünülebilir... Kendimizi her seferinde tanımaya çalışırken nasıl olur da karşımızdakini anlayıp ortak yol buluruz? Bence bu soruların cevabı net bir şekilde yok;çünkü böyle bir şey olmasına imkan yok. Sanırım alışkanlıklarımızı töleransımzı arttırarak devam ettiriyor ve kendimizi her şey eskisiymiş gibi düşünmeye sevk ediyoruz. Aslında hiçbir şey eskisi gibi olamaz. Bir nehirde aynı suda iki kere asla yıkanılmaz...
5
Genel Sohbet / Ynt: ŞiiR
« Son İleti Gönderen: SiiRSeL 21 Aralık 2017, 21:58:32 »
Yeni bir "yine"yle başlıyorum sözlerime... Her zamanki gibi yine fazlasıyla uzun bir ara verdim yazmaya, yine yine yine ...

Kendime çok kızıyorum böyle yapınca, yazı yazmaya ara vermek kendime ara vermek ruhumla araya duvar örmek gibi geliyor. Seviyorum yazı yazmayı kelimelerle kendimi birleştirmeyi, onlara sıkı sıkı sarılmayı... Terapi gibi belki de başını birinin omzuna yaslamak gibi huzur verici, dinlendirici sanki... İhmal edilmeyi hak etmiyor kalbimle örülü cümlelerim....

Hak etmiyor hak etmemesine de bir yandan da bardağın dolu kısmından bakmak gerek.. Genel olarak yazı yazmaya ihtiyaç duyduğum kelimelere sıkı sıkı sarılma isteğim hüzünlü belki de depresif olduğum anlarıma denk gelir.. Uzun zamandır yazı yazmanın aklıma, kelimelerin parmak uçlarıma gelmemesinin sebebi artık üzülmüyor ve de üzülmek istemiyor olmamdan kaynaklanıyor.. Gözyaşlarımla ıslanıp üşüyecek kelimelerim yok artık benim. Yağmur sonrası açan güneş gibi kasvetli bulutları kaldırıp gönlümün salonundan umut dolu rengarenk gökkuşaklarına perdemi aralıyorum...       
                           
Her şey bir yana genel olarak gözümde büyüyor her şey bu sene. Her şeyi yapacağım diye düşünmekten hiçbir şey yapmaz halde buluyorum kendimi. Hayatta o kadar çok ama o kadar çok hazinemde saklamam gereken bilgi var ki, nereden başlayacağımı bir yol gösterici olmadan bilemiyorum, bulamıyorum. Kitap okuyayım diyorum, giriyorum kitap satan bir dükkana, bakınıyorum bakınıyorum ama yok beni çeken tek bir kitap bile bulamıyorum. Benim okumam için kitabın beni heyecanlandırması, tavlaması içine çekmesi lazım ama nerdeee o kadar okunmayı bekleyen kitap var ki orada, içine çekeceğine üstüme üstüme yürüyorlar sanki. Zaten son kitap arayışımda dükkandan ispanyolca gramer kitabı alıp çıktım ve bu ara romanvari bir kitaba hazır olmadığıma kendimden ümidi keserek kanaat getirdim.
                             

Ders çalışayım diyorum tabii o da hikaye... Hava güzel amandı zamandı bir üniversiteli öğrenci rahatlığı (neyin rahatlığıysa.. ) derken o da olmuyor. Beni mutlu eden heveslerimle günlerimi geçiriyor onlara olan şevkimi iyi değerlendirip kendimi motive ediyorum. Hayat da genel olarak güzel bu aralar, biraz eksik biraz fazla nasıl olsa döner dünya diyerek.. Kalbim de beynim de sonunda rahat, dingin, huzurlu... Yazın bana göz kırpmasıyla birlikte içim ısındı sanki, düzeliyor tamir oluyor ruhum. Acelem yok şüphem yok umudum var bir tek. Gidenin ardından su dökmedim bu sefer bir daha gelmesin, bir daha beni üzmesin diye. Onun yerine gelenlere misafirperverlik yapıyorum gönül bahçemde sofralar kuruyorum yeni güller açıyorum yüzümde. Gelsinler hoşgelsinler diye...
6
Genel Sohbet / Ynt: ŞiiR
« Son İleti Gönderen: SiiRSeL 21 Aralık 2017, 21:57:25 »
Kalbin Aklına Aklın Aklı Ermez...
Ne acayip şey sevmek...
Ortada elle tutulur bir şey olmadığını bile bile. hayal kura kura o kadar inandırıyosun ki kendini kendi kurguna! Karşılığını hayalinle bağdaştıramayınca duvara tosluyorsun dann diye. Niye yapıyorsun ki bunu ? Hafif bi mazoşistlik belirtisi mi ? Kendine eziyet değil de ne bu ?
Gözünde büyüte büyüte kalbinde besleye besleye o minicik kırıntıyı kocaman bir aşka dönüştürüyorsun içinde. Bunun için kalbine ziyan ediyorsun, yavaş yavaş kemiriyorsun saf duygularını. Koskocaman bi hayal kırıklığı oluşturuyorsun, yoruluyorsun, kırılıyorsun, en sonunda pes ediyorsun... Belki de hiç başlamamıştı sen onu süsleyip püsleyip o süsleri çöpe tıkıştırana kadar. Yapma bunu... Yapma... Ama yapmadan da olmuyor ki... Kalbini beslemeden o koru alevlendirmeden o karnındaki kelebeklerin kanatlarını çırptırmadan nasıl sürdüreceksin ? Nasıl göz yumacaksın ? Nasıl ? O da olmadı... Hep bi soru işareti kaldı aklımda.. Hep eksik cümleler. Hiçbir şey mantığıma sığmıyor düşünceler yığını, bir yerlere itelemekten ötelemekten adım atamıyorum artık."Sussam olmuyor susmasam olmaz." diye ne güzel demişler dimi? Sorularım sorgularım bu kısır döngü içinde dönüp dururken küflenmiş masallara kulak tıkayıp yeni cevaplar arıyorum şimdi kendi masalıma..

Aslında başıma gelenler bu döngünün sonu değil daha çok başında. Rüya gibi.. Masal gibi... Hayal ettiğim gibi... Sonra kilometreler... Farklılıklar.. Uzaktakı ırak ya hep... Yanımda olsa belki bulutların üstünde olacağım, umursamayacağım... Ama ilişki yarım yamalak mesajlara düşünce... Ben de düştüm... Düşünmeye başladım. En kötüsü de o düşünmeye başladım... Çok sevdiğim bi söz vardır ispanyolca.

"El amor no se piensan se sienten. Y si intentas razonar tu corazon... Pierdes la razon..."

Sözün özü şu eğer söz konusu aşksa, sevgiyse yoktur düşünceye yer. Aşk sadece hissedilir derinlerde bir yerlerde. Eğer kalbini sorgulamaya başlarsan, kaybedersin sebebini.... Hiç varolmamış gibi.. Belki de doğrudur... Sevgimi kaybetmeden sorularımı cevapsız bırakmayı öğrenmeliyim galiba... Ne demişler..

"Kalbin aklına aklın aklı ermez.."
7
Genel Sohbet / ŞiiR
« Son İleti Gönderen: SiiRSeL 21 Aralık 2017, 21:17:07 »
Yeni bir sene yeni bir ben...
Yeni yıl, yeni hayaller, yeni beklentiler, yeni heyecanlar, yeni hikayeler.
Hepimizin dileği başta sağlık sonra mutluluk, huzur, para, aşk, ev, yat, kat ve bunların yanına sıralayabileceğimiz umut fışkıran bir çok kelime daha... Hepsi güzel, hepsi anlamlı ve en önemlisi hepsi ortak. Belki de insanoğlunun paylaşabildiği nesli tükenmek üzere olan nadir ortaklıklardan biri; dileklerimiz...
Ortak dileklerimize ek olarak şahsen ben; kendimize olan inancımızı, umudumuzu, öz saygımızı kaybetmeyeceğimiz, birbirimize güvenebileceğimiz, koşulsuz yargılamadan seveceğimiz, birbirimizi kırmayacağımız, yeni ortaklıklara-paylaşımlara yelken açabileceğimiz aşkla huzurla dolu mutlu yıllar dilerim.


Evrene yeni yıl mesajını da unutmadım, o bile var! Öhöm Öhöm Sevgili evrencim ; buz gibi ellerimi kahve fincanlarına sarmalayıp ısıtırken şu günlerde, gelecek günlerin ellerimi ısıtacak sıcacık elleri olan bana değer verip koşulsuz seven bir aşk çalsın kapımı ve o kapıdan girdikten sonra çıkmasın hiç. (gençliğim güzelliğim,yakışıklılığım solup çürümeden bi zahmet ..) Dilekler dilendi hediyeler verildi evrene mesaj bile iletildiğine göre yeni yıla hazırız!
Eveeet şimdi önümde upuzun bir macera yepyeni bir deneyim.. Biraz alışkanlıklarımdan uzakta, endişe verici ama bir o kadar da ihtiyacım olan... Başka ülkede başka insanlarda başka bir dilde; fakat aynı benle.. Kalbimizden geçen ömrüüzden geçsin her şey güzel olsun ozaman diyerek bitiriyorum yazıyı ve gidiyorum...
Görüşürüüüüüüz :)))

 (Kazasız belasız deyip arkamdan su dökmeyi unutmayın sakın!!! )
8
Genel Sohbet / ŞiiR
« Son İleti Gönderen: Romeo 06 Aralık 2017, 20:40:06 »
Kıskançların nasihatlerine kulak asma,çünkü hasetle söylenen sözlerin aşka faydası yoktur.
Düşün ? tanrı birbirinin kollarında yatan iki Sevgiliden daha güzel bir görüntü yaratmışmıdır...
Bak onlara birbirlerinin kollarında mutlulukla örtünmüşler bak onlara ,ama unutma kıskançlar aşkın baş ucunda bekler.
İki kalbin ateşli bir tutkuyla birbirlerine bağlandıklarını görünce onları soğuk bir demirle ezmeye çalışırlar...
9
Genel Sohbet / Hikayeler
« Son İleti Gönderen: PurgAtorY 02 Aralık 2017, 01:20:14 »
                                                                       Çabaya alkış!

-Naber, napıyorsun görmeyeli ?
-Ne olsun işte ev- okul...
Klasik hayat özetimiz bundan ibaret oldu artık. Hele işe başladıktan sonra cevap : “ Eh işte nolsun, iş- ev, yorgunluk, koşturmaca” olmaya başlıyor. Her geçen günümüz bir öncekinin aynısı, her gelecek gün de pek farklı değil.. Belli bir rutinin içinde yuvarlanıp gidiyoruz.

Genel odağımız ya iş ya da okul. Grafikler, formüller, mali tablolar veya teoriler derken, bir şeyi çözmeyi unutuyoruz; İNSANI ! Sosyalleşmeyi sosyal medyayla, candy crush la oluyor sanıp kendimize ev iş arası bir fanus yaratıp evrende boşluğa doğru sürükleniyoruz... Ekonomide bir insanın mutluluğu nasıl ölçülür biliyor musunuz? Kazandığı gelirle yanı refah seviyesiyle! Para var huzur var diyor yani; gerçekten öyle mi ? Bu tanım biraz eksik değil mi sizce de? Hayat bu değil, ı ı böyle olmamalı..



Marmara’da okurken Sinem Hoca bir keresinde: “ Aşık olun öyle gelin! Sınıftaki arkadaşınıza, metrobüsteki  adama, ağaca kuşa her ne varsa sizi tebessüm ettirecek, hayatı yaşanılır kılacak her ne varsa ona aşık olun, size ödev! ”demişti. Aşk (spesifik biri olmak zorunda değil; ama olursa iyi olur tabii) en basit anlamıyla hayat motivasyonudur; güzel gözlerle bakabilmek için dünyaya açılan yeni penceremizdir. Bu pencereyi açıp nefes almak da elimizde, o pencereyi toz duman içinde bırakmak da... Hayatımız tercihlerimizdir,mutlu olmayı tercih etmek bu kadar zor mu gerçekten ?

Sıkıntı var hastalık var terör var hayat bok gibi vs. vs. Tamam haklısınız, haklıyız hiç bir şey güllük gülistanlık değil. Başımıza türlü türlü dertler gelir, gelir, gelir ve geçer... Bazen değer de geçer, bazen deler de geçer; ama Elbet geçer...Başımıza her ne gelirse gelsin başımıza, yediğimiz kazık ya da yaşadığımız kayıp ne kadar büyük olursa olsun kaybetmememiz gereken tek şey umut...  Umut yaşam ağacımızdaki tutunma dalımız, kolumuz kanadımız. O olmazsa yaşam olmaz.

Umudumuz da aşkımız da derdimiz de tasamız da her şey ama her şey insana dair. İnsanı keşfetmek, onu ilmek ilmek işlemek, çözmek, sevmek çok sevmek gerek... Bunun için yazmak lazım, söylenecek söyleri söylemek... Şarkıda dediği gibi; saçlarından, gözlerinden, bende iyi duran sözlerinden, senden benden bahsetmek lazım kim varsa umudunu kaybeden.  Aşksız kalma düşüncesini bir tarafa itip; yalnızlığı fihristteki eski sevgilinin karşısına koyun. Aşk olsun deyin hep! Aşk olsun, umut olsun, mutluluk olsun.  Aşk bahanesi olsun şiirin...




Günümüzde medyanın da "işte benim stilim" programı başta olmak üzere; empoze ettiği tek şey yargılamak. Kim ne giymiş, nerde takılmış, gıybet de gıybet. Yargılamaktan anlamaya dinlemeye vakit bulamıyoruz... Bir insan kıyafetleriyle gelir düşünceleriyle gidermiş. Giderken bıraktığı düşüncelere kulak asın çabalayın düşünün biraz hissedin insanı ...

Edebiyat bizi daha iyi bir insan olmaya zorlarmış; sırf bunun için bile sevilir edebiyat. Birbirimizin içindeki iyiyi görmek, hayal etmek, yazmak ve yazarken anlamak...  Kolay mı birbirimizi anlamak peki? Asla değil. Sadece klişedeki gibi kadınları anlamak değil, erkekleri de anlamak, kısacası insanı anlamak çok zor. Zor ama çok gerekli...

Erkekler şimdi sözüm size, baktınız  olmuyor anlamıyorsunuz... Unutmayın :  “Kadınlar anlamak için değil sevilmek için vardır.”. Ben şimdilik sizi anlıyorum! Anlamak için sevmek için aşık olmak için yazmak için çizmek için çaba sarf edeceğim, siz de edin lütfen. En azından çabaya alkış değil mi ?
10
Genel Sohbet / SMF'ye Hoş Geldiniz!
« Son İleti Gönderen: Simple Machines 30 Kasım 2017, 14:03:39 »
Simple Machines Forum'a Hoş Geldiniz!

Umarız forumumuzu kullanmaktan hoşnut kalırsınız.  Herhangi bir sorun olduğu takdirde yardım istemekten çekinmeyiniz.

Teşekkürler!
Simple Machines
Sayfa: [1]